Gulers Partners
Şirketler Hukuku

I - ŞİRKETLER İÇİN KARBON AYAK İZİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK YÜKÜMLÜLÜKLERİNİN HUKUKİ BOYUTU

Bu çalışma, karbon ayak izinin şirketler açısından çevresel bir göstergenin ötesine geçerek hukuki, finansal ve stratejik sonuçlar doğuran bir unsur haline gelişini incelemektedir. Paris Anlaşması, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Avrupa Birliği düzenlemeleri (CBAM, CSRD, EU ETS) çerçevesinde karbon yönetiminin bir uyum yükümlülüğüne dönüşmesi analiz edilmekte; Türk hukuku bakımından mevcut düzenlemeler ve gelişen mevzuat eğilimleri değerlendirilmektedir. Çalışma, karbon ayak izinin şirketler açısından denetlenebilir ve sorumluluk doğuran bir veri olarak kurumsal yönetim, sözleşmesel ilişkiler ve ticari faaliyetler üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Avukat Mustafa Tansu GÜLER
19 Mart 2026

1. Giriş: Karbon Artık Sadece Çevresel Bir Konu Değil

Son yıllarda karbon ayak izi kavramı, klasik çevre politikalarının ötesine geçerek şirketler açısından doğrudan hukuki, finansal ve stratejik sonuçlar doğuran bir alan haline gelmiştir. Küresel ölçekte iklim değişikliği ile mücadele kapsamında geliştirilen en önemli iki metin olan Paris Anlaşması (1) ile Avrupa Yeşil Mutabakatı (2) (European Green Deal) ve bunlara bağlı ikincil düzenlemeler; şirketlerin faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını ölçmesini, raporlamasını ve yönetmesini yalnızca iyi niyetli bir sürdürülebilirlik pratiği olmaktan çıkararak bir uyum (compliance) yükümlülüğü haline getirmiştir.

Özellikle Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM)(3) , Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) (4) ve Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) (5) gibi düzenlemeleri Türkiye’de faaliyet gösteren ve AB ile ticaret yapan şirketler bakımından karbon yönetimini doğrudan bir ticari faaliyet şartı haline getirmektedir. Bu kapsamda, karbon ayak izinin doğru hesaplanmaması veya eksik raporlanması yalnızca çevresel bir eksiklik değil, aynı zamanda idari yaptırımlar, sözleşmesel sorumluluklar ve ticari kayıplar doğurabilecek bir risk alanıdır.

Türk hukuku bakımından da Çevre Kanunu, ilgili yönetmelikler ve sürdürülebilirlik odaklı yeni düzenleme eğilimleri dikkate alındığında; şirketlerin sera gazı emisyonlarına ilişkin veri üretme, raporlama ve gerektiğinde doğrulama süreçlerine tabi tutulması giderek daha sistematik bir yapıya kavuşmaktadır. Bu gelişmeler, karbon verilerinin artık yalnızca teknik bir ölçüm değil, aynı zamanda hukuki sonuç doğuran bir beyan niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede karbon yönetimi; yalnızca sürdürülebilirlik veya çevre birimlerinin değil, aynı zamanda hukuk, finans, risk yönetimi ve üst yönetimin doğrudan sorumluluğunda bulunan çok disiplinli bir alan haline gelmiştir. Yönetim kurullarının gözetim yükümlülüğü, doğru ve şeffaf raporlama sorumluluğu ile birleştiğinde, karbon ayak izi yönetimi kurumsal yönetimin (corporate governance) ayrılmaz bir parçası olarak konumlanmaktadır.

Sonuç olarak, günümüz şirketleri açısından karbon ayak izi; yalnızca çevresel etkiyi ölçen bir gösterge değil, aynı zamanda regülasyonlara uyum, yatırımcı ilişkileri, finansmana erişim ve uluslararası ticaretin sürdürülebilirliği bakımından kritik bir hukuki parametreye dönüşmüştür.

2. Karbon Ayak İzi Nedir?

Karbon ayak izi, bir kuruluşun doğrudan ve dolaylı faaliyetleri sonucu atmosfere saldığı sera gazlarının toplamını ifade eden ve genellikle karbondioksit eşdeğeri (CO₂e) cinsinden ölçülen temel bir sürdürülebilirlik göstergesidir. Bu kavram, günümüzde yalnızca çevresel etkiyi ölçen teknik bir veri olmanın ötesine geçmiş; şirketlerin hukuki yükümlülüklerini, finansal risklerini ve uluslararası ticaretteki konumunu doğrudan etkileyen bir parametre haline gelmiştir.

ISO 14064-1 (6) ve GHG Protocol (7) gibi uluslararası standartlar çerçevesinde karbon ayak izi, sistematik bir şekilde sınıflandırılmakta ve raporlanmaktadır. Bu kapsamda emisyonlar üç ana kategori altında incelenir:

Doğrudan emisyonlar (Scope 1): Şirketin sahip olduğu veya kontrol ettiği kaynaklardan doğrudan ortaya çıkan emisyonlardır. Üretim tesisleri, yakıt tüketimi, şirket araçları ve proses kaynaklı emisyonlar bu kapsamdadır. Hukuki açıdan bu emisyonlar, şirketin birincil sorumluluk alanını oluşturur ve doğrudan denetime tabidir.

Dolaylı enerji emisyonları (Scope 2): Şirketin faaliyetleri için dışarıdan temin ettiği elektrik, ısı veya buhar gibi enerji kaynaklarından kaynaklanan emisyonlardır. Bu kategori, özellikle enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketler açısından maliyet, karbon vergisi ve raporlama yükümlülükleri bakımından kritik öneme sahiptir.

Diğer dolaylı emisyonlar (Scope 3): Tedarik zinciri, lojistik faaliyetler, iş seyahatleri, atık yönetimi ve ürün kullanım ömrü gibi şirketin doğrudan kontrolü dışında kalan ancak faaliyetleriyle bağlantılı tüm emisyonları kapsar. Scope 3 emisyonları, günümüzde özellikle AB düzenlemeleri ve ESG kriterleri kapsamında şirketlerin genişletilmiş sorumluluk alanı olarak değerlendirilmektedir.

Bu üçlü yapı, karbon ayak izinin yalnızca şirket içi operasyonlarla sınırlı olmadığını; aksine şirketin tüm değer zincirini kapsayan bütüncül bir analiz gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Avrupa Birliği düzenlemeleri (özellikle CBAM ve CSRD) ile birlikte, şirketler yalnızca kendi emisyonlarından değil, tedarikçileri ve iş ortaklarının karbon performansından da dolaylı olarak sorumlu tutulmaya başlanmıştır.

Bu gelişmeler ışığında karbon ayak izi, şirketler açısından:

  1. Bir raporlama yükümlülüğü,
  2. Bir denetim ve doğrulama konusu,
  3. Bir sözleşmesel risk unsuru,
  4. Ve uluslararası ticarette rekabet kriteri haline gelmiştir.

Dolayısıyla karbon ayak izi kavramı, artık yalnızca teknik bir hesaplama yöntemi değil; şirketlerin regülasyonlara uyumunu, yatırımcı ilişkilerini ve piyasa konumunu belirleyen hukuki ve stratejik bir araç olarak değerlendirilmelidir.

3. Karbon Ayak İzinin Hukuki Niteliği

Karbon ayak izi, şirketler açısından hukuki sonuç doğuran, denetime tabi ve bağlayıcı nitelik taşıyan bir beyan haline gelmiştir. Bu dönüşüm, özellikle uluslararası iklim rejimi, Avrupa Birliği düzenlemeleri ve ulusal mevzuatların kesişiminde şekillenmekte olup, karbon verilerini doğrudan regülasyonlara uyum (compliance) alanının merkezine yerleştirmektedir.

Bu çerçevede şirketler tarafından hazırlanan karbon envanterleri ve sera gazı raporları:

  • Resmi otoriteler nezdinde raporlama yükümlülüğü,
  • Yatırımcılar, finans kuruluşları ve iş ortakları bakımından güvenilirlik göstergesi,
  • Denetim ve doğrulama süreçleri açısından incelemeye açık veri seti olarak kabul edilmektedir.

Türk hukuku perspektifinden değerlendirildiğinde ise; karbon ayak izi verilerinin hazırlanması ve raporlanması süreci, başta 2872 sayılı Çevre Kanunu, 17.05.2014 tarihli ve 29003 sayılı Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik ve 25.01.2017 tarihli ve 29959 sayılı Sera Gazı Emisyonlarının Doğrulanması ve Doğrulayıcı Kuruluşların Akreditasyonu Tebliği ve giderek gelişen sürdürülebilirlik mevzuatı çerçevesinde ele alınmalıdır.

Bu kapsamda;

  • Eksik veya hatalı karbon beyanı, idari yaptırımlara konu olabilir,
  • Yanıltıcı raporlama, yatırımcılar veya iş ortakları nezdinde tazminat sorumluluğu doğurabilir,
  • Şirket yöneticileri bakımından ise özen ve sadakat yükümlülüğünün ihlali gündeme gelebilir.

Ayrıca karbon verilerinin kamuya açıklanması veya sürdürülebilirlik raporlarında yer alması halinde, bu bilgiler sermaye piyasası hukuku, ticaret hukuku ve hatta belirli durumlarda haksız rekabet hükümleri kapsamında da değerlendirmeye tabi tutulabilecektir.

Sonuç olarak, karbon ayak izi yönetimi; şirketler açısından yalnızca teknik bir hesaplama süreci değil, aynı zamanda çok katmanlı bir hukuki risk ve uyum alanıdır.

4. Türkiye’de Faaliyet Gösteren Şirketlerin Uyum Süreci

Karbon ayak izi hesaplaması ve raporlaması, günümüzde yalnızca teknik bir sürdürülebilirlik uygulaması değil; çok katmanlı uluslararası ve bölgesel düzenlemelerle şekillenen bağlayıcı bir hukuki çerçeve içerisinde değerlendirilmektedir.

Paris Anlaşması ile birlikte devletler, ulusal katkı beyanları (NDC) (8) çerçevesinde sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdü altına girmiş; bu durum dolaylı olarak özel sektör üzerinde de ölçüm, raporlama ve azaltım yükümlülüklerinin artmasına yol açmıştır. Bu yükümlülükler, ulusal mevzuatlara yansıtılarak şirketler bakımından fiilen bağlayıcı hale gelmektedir.

Avrupa Birliği düzeyinde ise Avrupa Yeşil Mutabakatı, karbon nötr bir ekonomi hedefi doğrultusunda yalnızca çevre politikası değil; aynı zamanda ticaret, sanayi ve rekabet hukuku boyutu olan kapsamlı bir regülasyon rejimi oluşturmuştur. Bu kapsamda geliştirilen CBAM, özellikle AB’ye ihracat yapan şirketler açısından karbon emisyonlarının doğru hesaplanmasını ve raporlanmasını bir pazara erişim şartı haline getirmiştir.

CBAM kapsamında, belirli sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçıların ürünlerine gömülü karbon emisyonlarını raporlaması ve ilerleyen süreçte karbon maliyetine katlanması gerekecektir. Bu durum, karbon verilerinin yalnızca çevresel bir gösterge değil; doğrudan doğruya Ülkemiz şirketleri için maliyet, rekabet gücü ve ticari sürdürülebilirlik unsuru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Uluslararası standartlar (ISO 14064-1 başta olmak üzere) ise bu düzenlemelerin uygulanabilirliğini sağlayan teknik altyapıyı oluşturmakta; şirketlerin karbon envanterlerini karşılaştırılabilir, doğrulanabilir ve denetlenebilir şekilde hazırlamasını zorunlu kılmaktadır.

Türkiye bakımından değerlendirildiğinde, her ne kadar karbon raporlaması ve emisyon ticareti sistemi henüz AB kadar kapsamlı ve zorunlu bir yapıya kavuşmamış olsa da mevcut eğilimler bu alanda hızlı ve kaçınılmaz bir dönüşüme işaret etmektedir.

Nitekim;

  • Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylaması,
  • Ulusal iklim politikalarının güçlendirilmesi,
  • Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurulmasına yönelik çalışmalar,
  • Sürdürülebilirlik ve ESG odaklı düzenleme hazırlıkları birlikte değerlendirildiğinde, yakın gelecekte şirketler açısından karbon ölçümü, raporlaması ve doğrulamasının zorunlu ve denetime tabi bir yükümlülük haline gelmesi beklenmektedir.

Bu çerçevede Türk şirketleri için ortaya çıkan temel hukuki gerçek; karbon ayak izi yönetimi artık yalnızca AB ile ticaret yapan şirketlerin değil; tüm sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin hazırlıklı olması gereken bir uyum alanı olduğu gerçeğidir.

Özellikle aşağıdaki riskler giderek daha görünür hale gelmektedir.

  • AB pazarına erişimde karbon raporlaması eksikliği nedeniyle ticari kısıtlamalar,
  • Gelecekte yürürlüğe girecek ulusal düzenlemelere uyumsuzluk nedeniyle idari yaptırımlar,
  • Yanlış veya eksik karbon verileri nedeniyle sözleşmesel sorumluluk ve tazminat riskleri,
  • Yatırımcı ve finans kuruluşları nezdinde itibar ve finansman kaybı

Sonuç olarak, uluslararası ve bölgesel düzenlemeler karbon ayak izini şirketler açısından stratejik bir uyum yükümlülüğühaline getirmiştir. Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerin bu dönüşümü gecikmeden dikkate alması ve karbon yönetimini proaktif şekilde yapılandırması hem hukuki risklerin azaltılması hem de rekabet avantajının korunması bakımından kritik önem taşımaktadır.


(1) Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında kabul edilen Paris Anlaşması, 12 Aralık 2015 tarihinde kabul edilmiş, 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye bakımından 7 Ekim 2021 tarihli ve 7335 sayılı Kanun ile onaylanmış; 11 Ekim 2021 tarihli ve 31625 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

(2) Avrupa Komisyonu, The European Green Deal, COM(2019) 640 final, 11 Aralık 2019.

(3) Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin 10 Mayıs 2023 tarihli ve (EU) 2023/956 sayılı Carbon Border Adjustment Mechanism (CBAM) Tüzüğü, OJ L 130, 16.05.2023.

(4) Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin 14 Aralık 2022 tarihli ve (EU) 2022/2464 sayılı Corporate Sustainability Reporting Directive (CSRD), OJ L 322, 16.12.2022.

(5) Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin 13 Ekim 2003 tarihli ve 2003/87/EC sayılı Directive establishing a system for greenhouse gas emission allowance trading within the Union, OJ L 275, 25.10.2003 (son olarak (EU) 2023/959 ile değiştirilmiştir).

(6) TS EN ISO 14064-1:2019, Sera gazları – Bölüm 1: Kuruluş seviyesinde sera gazı emisyonlarının ve uzaklaştırmalarının nicel olarak belirlenmesi ve raporlanmasına ilişkin kılavuz ve şartlar, Türk Standardları Enstitüsü, 2019.

(7) World Resources Institute (WRI) & World Business Council for Sustainable Development (WBCSD), The Greenhouse Gas Protocol: A Corporate Accounting and Reporting Standard (Revised Edition), 2004.

(8) Anlaşma’nın 4. maddesi kapsamında düzenlenen ve tarafların ulusal ölçekte belirledikleri emisyon azaltım hedeflerini içeren Ulusal Katkı Beyanları (Nationally Determined Contributions – NDC) çerçevesinde sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdü söz konusudur.