5 Ağustos 2025 tarihli Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü değişikliği, bireysel başvurulardaki tedbir taleplerinde çığır açıcı bir değişiklik getiriyor. Artık sadece yaşam hakkı ve maddi bütünlük değil, tüm temel haklar geçici koruma altında.
2025 yılı, Türk anayasa yargısında sessiz ama son derece önemli bir dönüm noktasına tanıklık etti. 5 Ağustos 2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü değişikliği ile bireysel başvurularda tedbir kurumu ilk kez bu kadar kapsamlı bir şekilde genişletildi. Değişiklik, ilgili hükmün değişiklikten önceki ve sonraki hallerinin karşılaştırmalı okuması üzerinden aşağıda incelenmektedir.
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 73. Maddesinin Eski Hali:
"(1) Başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine, Bölümlerce resen veya talep üzerine, esas inceleme aşamasında gerekli tedbirlere karar verilebilir.
(2) Tedbir talepli başvurular hakkında; başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması ve esas hakkında karar verilinceye kadar tedbir kararı verilmemesi halinde, Komisyonlarca kabul edilebilirlik incelemesi derhal yapılarak, tedbir hususunda da karar verilmek üzere dosya ilgili Bölüme gönderilir."
5 Ağustos 2025 Tarihinde Getirilen Yeni Hali:
"Başvurucunun temel haklarına, özellikle yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine, Bölümlerce resen veya talep üzerine, esas inceleme aşamasında gerekli tedbirlere karar verilebilir.
(Değişik: 5/8/2025 tarihli ve 32977 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan İçtüzüğün 2 nci maddesi) Tedbir talepli başvurular hakkında; başvurucunun temel haklarına, özellikle yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması ve esas hakkında karar verilinceye kadar tedbir kararı verilmemesi halinde, Komisyonlarca kabul edilebilirlik incelemesi derhal yapılarak, tedbir hususunda da karar verilmek üzere dosya ilgili Bölüme gönderilir."
Görüldüğü üzere, 73. Maddenin eski lafzı tedbir taleplerini yaşam hakkına ve maddi veya manevi bütünlüğe yönelik tehlikelerle sınırlamaktaydı. Ancak yeni lafız, "başvurucunun temel haklarına, özellikle yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike" ifadesini kullanarak kapsamı genişletmekte ve tüm temel hakları kapsamaktadır. Kanunda yer almayan ancak İçtüzükle getirilen bu sınırlama, uzun süredir akademik eleştirilere konu olmaktaydı.
Bu Değişiklik Ne Getiriyor?
Anayasa Mahkemesi artık sadece yaşam hakkı veya vücut/ruh bütünlüğü ("çekirdek haklar") ile ilgili değil, tüm temel haklar için tedbir kararı verebilecek. Bu reform, özellikle telafisi imkansız zararlara açık olan aşağıdaki alanlarda önemli bir hukuki koruma potansiyeli taşıyor:
- İfade özgürlüğü,
- Mülkiyet hakkı,
- Adil yargılanma hakkı,
- Özel hayata ve aile hayatına saygı,
- Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü.
Bu Neden Önemli?
Tedbir mekanizması, yargılamanın sonuçlanmasından önce geri dönülemez zararların önlenmesi için özel bir hukuki araçtır. Özellikle bireyin devlet gücü karşısında "tek başına" kaldığı durumlarda bu koruma hayati önem taşır.
Ancak Türkiye'de bu mekanizma uzun yıllar çok dar bir kapsama hapsedilmişti. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü, yalnızca yaşam hakkı ve vücut bütünlüğüne ilişkin riskler için tedbir kararı verilmesine izin veriyordu. Bu durum, siyasi ifade, gazetecilik, kamusal gösteriler, ceza yargılamaları veya idari işlemlerle ilgili davalarda tedbir taleplerinin reddedilmesine yol açıyordu.
Artık Hangi Tür Başvurular Geçici Koruma Kapsamında?
İçtüzük değişikliğiyle birlikte, artık şu gibi durumlarda da tedbir talep edilebilecek:
- Yayın yasağıyla karşılaşan bir gazeteci,
- Yasama dokunulmazlığı kaldırılan bir siyasetçi,
- Bir sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerinin askıya alınması,
- Bireyin özgürlüğünü tehdit eden adil yargılanma hakkı ihlalleri,
- Bir mahkumun sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesi.
Bu yaklaşım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) uzun süredir devam eden uygulamasıyla daha uyumludur; zira AİHM sadece sınır dışı etme davalarında değil, aynı zamanda adil yargılanma hakları, aile birliği ve ifade özgürlüğü ile ilgili konularda da tedbir kararı vermektedir.
Uygulamanın Geleceği: Umut mu, Belirsizlik mi?
Bu reform kağıt üzerinde önemli bir genişleme sunsa da, uygulamada iki temel zorluk yakından izlenmelidir:
- "Telafisi imkansız zarar" kriterinin yorumlanması: Mahkeme bunu sadece fiziksel zarar durumlarında mı kabul edecek, yoksa anayasal hakların soyut ihlalini de bu kapsamda değerlendirecek mi?
- Tedbir taleplerine yaklaşım: Mahkeme bu talepleri rutin iddialar olarak mı görecek, yoksa temel hakların etkin korunması için proaktif bir duruş mu sergileyecek?
Bu soruların cevapları, sadece bireysel başvuruların etkinliğini belirlemekle kalmayacak, aynı zamanda Türkiye'deki hukukun üstünlüğü algısını da şekillendirecektir.
Sonuç
İçtüzükte yapılan bu değişiklik, bireysel başvuru sistemini pasif bir "ihlal tespit mekanizması"ndan, aktif bir temel hak koruma aracına dönüştürme yolunda değerli bir adımdır.
Ancak kalıcı ve etkili bir dönüşüm, metnin kendisine değil, uygulamasına bağlıdır. Bu nedenle, başvurucuların Mahkemeyi zorlamak ve içtihadın gelişimine katkıda bulunmak için iyi hazırlanmış, somut ve hukuki temelleri sağlam tedbir talepleri sunmaları hayati önem taşımaktadır.